kahramanımız kırmızı perdeleri olan bir odanın içindedir. tek ışık kaynağı olan sokak lambası, o kırmızı perdenin içinden geçerek odaya kızıl hareler bırakıyordur. bir yandan açık olan televizyonun sürekli hareket eden renkli görüntüsü odanın duvarlarına yansımaktadır. kahramanımız saatin, gunün ve hatta ayın hangi gunünde olduğunun farkında değildir. bir inzivadadır ve her şey istediği gibi sakin olmaktadır. kahramanımız için günlerini geçirdiği bu oda ve dışarısı vardır, üçüncü bir seçeneği aklına getirmez. ve dışarısı hiç mı hiç umrunda değildir. en azından şimdilik. ya da tekrar dışarıya çıkabilmek için gerektiği kadar dinlenmeye ihtiyacı olduğuna inanmaktadır. odanın içinde bir televizyon televizyonun hemen karşısında kırmızı siyah bir kanepe ve siyah yastıkları, yerde ufak boyutta bir halı halının üzerinde bir sehpaha vardır. televizyon ve sehpa ve kanepe birbirlerine gayet yakındırlar ve odadaki eşyalar diğer küçük şeyleri saymazsak büyük ölçüde bunlardan ibarettir. odaya bitişik bir de gayet ufak ölçülerde bir mutfak vardır. kahramanımız oturduğu kanepeden bilinçsizce televizyona bakmaktadır ya da televizyona baktığını sanmaktadır çünkü aslında zihninde milyonlarca soru ve kurgulamaya çalıştığı milyonlarca şey vardır. kısacası ne televizyon ne de aklındaki seyler kahramanımızın umrunda değildir. zaman öldürme ritüeline riayet etmenin dayanılmaz rahatlığıdır daha çok kahramanımızın hissettiği ya da bilmemkaçıncı kadeh şarabın getirdiği kafa guzelliğidir. onun için o an bu soruların da cevapların da bir önemi yoktur. sehpahanın yanında boş şarap şişeleri durmaktadır. kırmızı perdelerin içinden süzülerek gelen ışıklar bu şişelerin üzerine düştüklerinde çok şık bir etki bırakmaktadırlar. kahramanımız bir süre sonra kadeh kullanmanın anlamsız olduğunu, şarabı şişesinden içmenin de ayrı bir keyif olduğuna karar verip kadeh kuallanmayı bırakmıştır. icinde bulunduğu evin şehrin içinde bir yerlerde olduğu dışarıdaki hafif gürültüden anlaşılmaktadır. evet dışarısında bir hayat vardır ve hatta sırf bu yüzden kırmızı perdelerin arkasına ve arkasındakilere dışarısı ve dışarıdakiler denmektedir. yani dışarıya bu kadar yakınken yani dışarının bu kadar içindeyken kendini dışarıdan boylesine rahat izole edebilmenin korkunc bir çekiciliği vardır. ve kahramanımız tam da bu çekiciliğe kapilmistir. ötesine geçebileceği seyler insanoğluna daima cezbedici gelmiştir. ve kahramanımız bu cazibenin büyüsüne bilerek, şarabıyla ve umursamadığı sorularıyla katılmaktadır. dışarısı vardır. dışarıdakiler vardır. ama kahramanımız dışarıda değildir. ne de dışarıdakilerden. kahramanımız kırmızı perdelerin ardında en kutsal kırmızı ickisiyle inzivadadır. evet istediği budur. insanlar birbirlerini boğazlarken kırmızı perdenin ötesinde insanlar çıkarlarının derdine düşmüşlerken insanlar koşuşturmaların arasında durup ince şeylerin farkına varamazlarken insanlar en çok insanlıktan çıkmışlarken insanlar... kahramanımız insanları düşünmeyi bırakır. çünkü o tüm bunların farkındadır ve sırf bu farkındalık yüzünden buradadır. sırf onlara inat sırf o koşuşturmalara inat günlerce burada hiçbir şey yapmadan oturarak her seye kafa tutabilmektedir kahramanımız. hiçbir şey yapılabılen bir seydir aslında ve kahramanımız bunun gayet bilincindedir. kahramanımız hiçbir şey yapmaktadır. hiçbir şey yaparak şarap içmekte oturmakta televizyon izlemekte ya da kısacası dışarıyla inatlaşmaktadır. çünkü insanlar hiçbir şey yapabilicek kadar cesur değillerdir ve kahramanımız bu açığı kapatmaktadır. şişenin dibindeki büyükçe yudumunu da alan kahramanımız yüzünü ekşiterek kanepeye uzanır. yüzüne kırmızı perdelerden süzülen kırmızı ışık hareleri vurmaktadir. kahramanımız hiçbir şey yaparak uykuya dalar.
Görsel: Elling (2001/Petter Naess)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder