inatlaşma

yazarımız ve kahramanımız birlikte, hemen karşılarındaki denizin üzerinde soldan sağa doğru sürekli bir devinim halinde ilerleyen ışık huzmesini izlemektedirler. hemen başlarının üzerinden dev bir deniz fenerinin bilmemkaç kilovat gücündeki ampulü yaratmaktadır bu epik görüntüyü. bir deniz fenerinin en üst katındadırlar fakat hava inatla sakin inatla uyasldır. ruzgarsız ve sissiz, açık ve parlak bir gecede oturup ucu anlaşılamayan ama üzerine düşen ışık sayesinde deniz olduğu farkedilen devasa bir boşluğu seyretmektedirler. deniz fenerleri dunyanın en yalnız yerleridir. mekanın ruhu varsa şayet deniz fenerlerinin ruhlari en yalnız ruhlar olmalıdır. çünkü birbaşınalık ancak orada anlaşılabilir. çünkü beklemek ancak onlara özgüdür yani onlardan daha güzel hiç kimse ve hiçbir şey bekleyemez. gece sessizdir, kahramanımız ve yazarımız geceyle inatlaşırcasına geceden de sessizdirler. ve yalnızdır o deniz feneri üstelik gene yazarımız ve kahramanımız o yalnızlıkla inatlaşırcasına daha da yalnızlaşırlar. sanki işleri güçleri etraflarında olan olmayan her seye karşı gelmek her şeyle inatlaşmak gibidir. ya da sadece öyle davranmaktan inanılmaz bir haz duymaktadırlar yani aslında bunun cevabının bı önemi yoktur. çünkü sadece öyledirler. rahat bırakılsalar sanki sonsuza kadar sürdürebiliceklerdir bu absürd inatlarını. yani onlar için bir sorun yoktur, gecedir susar fenerdir yalnız kalır... fakat o anda farklı bir şey vardır onları çeken farklı bir şey olması gerekenin çok ötesinde. fazlasıyla onlara ait ama bir o kadar onların değilmişcesine ele geçirilmesi gereken bir şey. inatlarının bundan ileri geldiğini düşünebiliriz şimdilik yalnız gene de buna inanmamamız gerikir çünkü sonunda yanılabiliriz çünkü biz farketmeden yazarımız ve kahramanımız bizimle de inatlaşıyor olabilirler. aslında bunun da bir önemi yoktur. hiçbir seyin önemi yoktur. yazarımız ve kahramanımız önlerinde duran birer kadeh rakıya aynı anda ellerini uzatırlar gecenin ve yalnızlığın şerefine kaldırılmış iki kadeh sessizliğin ve dinginliğin şerefine tekrar indirilen iki kadeh. iki rakı kadehi. bütün bir dünyayı bütün bir dünyanın bütünvarlıklarını ve aslında bütünbirdünyanınbütünhiçliklerini kutsayabilecek güçte iki kadeh. çünkü deniz fenerleri yalnızlığın çok dereceden tapınaklarıdırlar ve çünkü bu kutsaliyet ancak yalnızlığın tapınağında gerçekleşebilecek ilahi bir vaftiz töreniyle gercek olabilmektedir. ve her şey kitaplarda yazmayan ritüellere göredir. yani o derece anlamsız yani o derece kuraldışı yani hiç derecesizliginde özgürdür. kahramanımız da yazarımız da bu törenden bu inatlaşmadan ve aykırılıktan fazlasıyla memnundurlar. önlerinde uzayıp giden korkunç siyah bir deniz o denizin üzerinde ufak mucize parıltıları gibi soldan sağa sürekli devinim halinde olan korkunç güçlü bir ışık vardır. yani her şey olabileceği gibi yani her şey kusursuzdur. yani yanisi şudur ki kahramanımız ve yazarımız kadehlerinin sonlarına gelmişlerdir artık. uyku tüm çekiciliğiyle göz kapaklarının üzerinde sallanmaktadır. gökyüzü ferfecir hani biraz daha otursalar güneşin cılızlığiyla karşılaşacak zamana geleceklerdir. ama bu ritüel daha fazla oturmamayı söylemektedir. yani dünyayla inatlaşma ritüelinin son halkası uykudur ancak. zaten hava çoktan kaybetmiştir bu oyunu. sabahın ayazıyla birlikte hafif bir rüzgar getirmiştir beraberinde ve gece bu serinliğe sessiz kalamamıştır. yazarımız ve kahramanımız bu oyunun tartışmasız galipleridirler. simdi zaferlerini eksiksiz bir uykuyla kutlamak için deniz fenerinin icine girerler. çok yorucu bir savaşın ardından gelen zaferi savaş meydanında yürüyerek hissetmek gibi yorgun gibi keyifli gibi gururlu. uykuya dalarlar... 

Görsel: Baraka (1992/Ron Fricke)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder