...sonrasında yazarımız nerden geldiğini ve nereye gidecegini unutmuş olmanın verdigi boşlukla sigarasını yakar. diğerlerini umursamadığı bir yerlere gidebilmenin peşindedir daha çok. olmayan bir yere ulaşma çabası haddinden fazla yorucudur. ağır bir küfür edip sigarasını içmeye devam eder yazarımız. bulunduğu yer bir otobüs terminalidir. otobüs terminallerinin kendilerine has yalnızlık kokan asfaltlarla kaplanmış zeminlerinin üzerinde gezinen yolcuları ve yolcu otobüsleri vardır. terminaller acımasızlardır. terminaller yolculardan daha yalnızlardır. yalnız olan her şey iki kere acımasızdir. acımasız olan bir şey kadar da yalnız olan başka bir şey yoktur. bu paradoksun kutsal tapınağı da işte bu terminaller müritleri de yolculardır. otobüs muavinine yapılan peygamber muamelesi de buradan gelmektedir. gerçi bunun konumuzla bir alakası yok. yazarımız amaçsızca oturmaktadır. bazı otobüsler bazı kentlerden diğer bazı kentlere yolcular taşımaktadırlar. yazarımız o yolcuların hikayelerini tahmin etmeye çalışarak kendi hikayesini derinlerde bir yerlere gönderme çabasındadır. yazarımızın bir hikayesi yoktur. yalanlarla kurguladığı bir geleceğin dışında kayda değer başka bir şeyi ya da tüm bunların ötesinde herhangi bir şeyi de yoktur. "geleceği elinden alınan adamın, gecmişi de elinden alınacak diye" korkuluyordu da, yazarımız tam bu sebepten geleceğini kimseye vermek istemiyordu. gerçi bunun da konumuzla pek bir alakası yoktur. aslında ortada bir konumuz da yoktur. ve aslında ortada bir yazar ya da yazılacak bir şey de yoktur. ama tüm bunlara rağmen yazarımız sigarasını bitirebilir. bir otobüs gelir başka bi tanesi gidebilir. araftan bildiren bir haber muhabiri edasıyla yazarımız yakalarını kaldırıp anonsunu yapar: "bugün akşam saatlerinde şehirler arası yolculuk yapan s.l. karşı yönden gelen bir trajediyle çarpışmıştır. kaza sonrasında olay yerinde yaşamını yitiren s.l. hayli mutsuzdur". yazarımız aklından geçenlere güler, küfür eder bi sigara daha yakar. nereye gittiğini bilmiyordur ama nereye gitmediğini biliyordur ve bu nereye gitmediğini bilmemekten daha rahatsızlık verici bir şeydir. her yere gitme olasılığını bulundurmak istemektedir. ya da yazarımız sadece sigarasını içebilicek herhangi bir yer arayışındadır, aslında çok önemi yok. otobüsler sirkülasyona devam ederler. yazarımız oturduğu yerden kalkar ama bir yere gidemez...
"Doğru yolu bulmak için kaybolmak gerekir. Labirent, içine giren kaybolsun ve dolaşsın diye yapılır ama labirent; o aynı kişiye yeni bir plan çizmesi ve labirentin gücünü yok etmesi için bir başkaldırıyı da düşündürür. Bunu başardığı takdirde insan labirenti yıkacaktır. O'nu boydan boya geçen biri için labirent yoktur." Italo Calvino
viski ve çikolata
kahramanımızın bir otel odasında olduğunu, etrafındaki şeylerin sadece tek kullanımlık olmasından anlarız. cama yaklaştığında hiç uyumayan bir şehrin kendi halindeki senkronize koşuşturmasını görür. times meydadında ordan oraya yürüyen insanlar, new yorkun kendine has sarı taksileri, hiç sönmeyen billboardlari dev ekranları... hepsi kusursuz bir uyum içindelerdir. kahrmanımız ayaktadır, yere sarkan elinde; içindeki buzdan dışı buğulanmış viski bardağını tutmaktadır. bir taraftan dışarıdaki uykusuz şehri seyredereken diğer taraftan elindeki viski bardağından ufak yudumlar alır. ağzının içindeki kekremsi tat ne kadar hoşuna gitse de bitter çikolata ile o tadı bastırır. yürümekten ayaklarının yorulduğunu, dizlerinin etrafındaki sızlamayı farkederek yanı başındaki tek kişilik ama oldukça geniş olan kırmızı deri koltuğa bırakır kendini. viski şişesinin bitmek üzre olduğunu farkedip oda servisine bir tane daha sipariş eder. 'chivas regal, buz ve bir paket daha bitter çikolata lütfen'. telefonu kapatıp geçirdiği günü aklında tekrar yaşamaya başlar. otelde yapılan sade bir kahvaltının ardından caddelere vurmuştu kendini. yorgunluktan yürüyemeyecek hale gelene kadar central parkta gezinmişti. ardından bir italyan restoranında enfes karidesli makarna yiyip kaldığı yerden devam etmişti gezintisine. tam o sırada kapı çalar. gelen oda servisi siparişleri bırakır başka bir arzusunun olup olmadığını sorup odadan ayrılır. kahramanımız şişesini bitirmiştir. yeni şişeden bir kadeh doldurup içine buz atar. günü kafasından geçirmeye devam eder. gezdiği müzeler ve sanat galerilerinin tadı hala daha damağındadır. yarın daha fazla yer gezmek için kendisine söz verir. son bir kadeh daha viski doldurur kendine ve pencerenin önüne gelir tekrar. son kadehini uyumayan şehrin şerefine içmeye başlar. içki bittikten sonra kendini üzerinde nerdeyse milyonlarca yastık bulunan yatağın üzerine bırakır. hoşuna giden bir yorgunluk ve insanı rahatsız etmeyen bir sarhoşluk vardır üzerinde. central parkta gördüğü enfes görüntülerin esliğinde uykuya dalar.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
